ISSN : 2147 - 1800

Hızlı Arama




Abant Med J: 8 (1)

Cilt: 8  Sayı: 1 - 2019

1.
Kapak
Cover

Sayfalar I - II

2.
İçindekiler
Contents

Sayfa III

ÖZGÜN MAKALE
3.
Primer immün yetmezlik nedeniyle kliniğimizde IVIG tedavisi verilen hastaların iki yıllık izlemi
Two years follow up of the patients who recieved IVIG treatment due to primary immune deficiency
Işınsu Bıçakcıoğlu, Erdem Topal
doi: 10.5505/abantmedj.2019.32704  Sayfalar 1 - 4
GİRİŞ ve AMAÇ: Primer immün yetmezlikler Türkiye gibi akraba evliliğinin sık olduğu ülkelerde sık görülmektedir. Bu çalışmada, merkezimizde primer immün yetmezlik nedeniyle IVIG tedavisi verilen hastalarımızın demografik ve klinik özellikleri sunulmuştur.
YÖNTEM ve GEREÇLER: 2013-2015 yılları arasında İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Turgut Özal Tıp Merkezi Çocuk Alerjisi ve İmmünolojisi kliniğinde primer immün yetmezlik tanısı ile IVIG tedavisi verilen hastaların dosyaları geriye dönük olarak incelendi.
BULGULAR: Çalışmaya primer immün yetmezlik nedeniyle IVIG tedavisi verilen 16 hasta alındı. Hastaların 9 (%56)’u kız idi. Hastaların ortanca yaşı 9 yaş (1-17) olup, ortanca tanı yaşı ise 3 yaş (7 ay – 8 yaş) idi. Hastaların 9 (%56)’unda akraba evliliği, 5 (%31)’inde aile de primer immün yetmezlik öyküsü vardı. IVIG tedavisi alan 16 hastanın 4 (%25)’ünde AT, 4 (%25)'ünde sınıflandırılmamış hipogamaglobulinemi, 2 (%12) 'sinde AKIY, 2 (%12) 'sinde XLA, ve birer hastada sırasıyla Ig G sub grup eksikliği, CVID, Hiper Ig M sendromu, Protein kinaz C eksikliği tanısı mevcuttu. Hastaların en sık başvuru şikayeti tekrarlayan enfeksiyonlardı. En sık etkilenen sistem ise alt solunum yolları idi.Enfeksiyonlarla birlikte 2 hastaya (%12) dermatit bulguları eşlik ediyordu. Hastaların tamamında, IVIG tedavisinden sonra infeksiyonların sıklığında belirgin azalma olmuştu. İzlemde bir hasta exitus olmuştu.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Sık enfeksiyon geçiren, anne-baba akrabalığı ve aile öyküsü olan hastaların ön tanısında primer immün yetmezlikler düşünülmelidir. Erken tanı ile hastalarda, özellikle enfeksiyonlara bağlı gelişebilecek komplikasyonlar önlenebilecektir.
INTRODUCTION: Primary immune deficiency are observed frequently in countries such as Turkey where relative marriage rates are high. In this study, the demographic and clinical properties of our patients have been presented who have received IVIG treatment at our center due to primary immune deficiency.
METHODS: The patients who received IVIG treatment at the Inonu University Faculty of Medicine Turgut Ozal Medical Center Pediatric Allergy and Immunology Clinic during 2013-2015 with primary immune deficiency diagnosis were examined retrospectively. T
RESULTS: 16 patients who underwent IVIG treatment due to primary immune deficiency were included in the study. 9 (%56) of the patients were girls. The mean age of the patients was 9 (1-17 years), whereas the mean age of diagnosis was 3 (7 months – 8 years). 9 (56%) of the patients had a history of relative marriage, whereas 5 (31%) had a history of primary immune deficiency in the family. 4 (25%) of the 16 patients who received IVIG treatment were diagnosed with AT, 4 (25% ) were diagnosed with unclassified hypogammaglobulinemia, 2 (12%) were diagnosed with AKIY, 2 (12%) were diagnosed with XLA and one patient was diagnosed respectively with Ig G sub group deficiency, CVID, Hyper Ig M syndrome, Protein kinase C deficiency. The most frequently recurring complaints of the patients were infections. Whereas the most frequently affected system was the lower respiratory system. Dermatitis findings accompanied the infections in 2 (12%) patients. There was a significant decrease in the infection prevalence in all patients following the IVIG treatment. One patient was exitus during the follow up.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Primary immune deficiency should be considered for the pre-diagnosis of patients who complain of frequent infections and who have a history of relative marriage and family history. Complications that might arise due especially to infections can be prevented with an early diagnosis

4.
Obez hastalarda açık ve laparoskopik apendektomi sonuçlarının karşılaştırılması
Comparison of laparoscopic and open appendectomy in the obes patients
Arzu Boztaş, Hakan Buluş, Abdülkadir Ünsal
doi: 10.5505/abantmedj.2019.48278  Sayfalar 5 - 8
GİRİŞ ve AMAÇ: Akut apandisit acil cerrahi müdahale gerektiren en yaygın hastalıktır. Açık apendektominin yanı sıra laparoskopik cerrahi de, sık sık akut apandisit tedavisi için tercih edilir. Bu çalışmda akut apandisit hastalarında ameliyat sonrası sonuçlar üzerine obezitenin etkileri değerlendirildi.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Akut apandisitli 263 hasta çalışmaya alındı. Olgular BMI değerlerine göre, iki gruba ayrıldı. Grup I BMI'İ (Body Mass İndex) 30 kg / m2'den daha düşük olan ve Grup II BMI 'i 30 kg / m2 den daha yüksek olan olgulardan oluşuyordu. Cerrahi prosedürün tipi cerrahın deneyimi ve tercihine göre karar verildi. Tüm hastalar hem 7 gün ve 15.gün kontrole çağrıldı ve aynı cerrah tarafından muayene edildi. Gruplar, cinsiyet, yaş ve cerrahi işlemin türü yanı sıra perforasyon oranı, karın içi apse, yara enfeksiyonu, cerrahi kanama, ameliyat süresi gibi postoperatif komplikasyonlar ve hastanede kalış sürelerine göre karşılaştırıldı..
BULGULAR: Tüm hastaların yaş ortalaması 33.8 yıl idi. Hastaların,% 73.8(n: 194) Grup I ve% 26.2(n: 69) Grup II idi. Perforasyon Grup I'de 56 (% 22) hastada ve Grup II'de 19 (% 7) hastada (p = 0.48) (Tablo) mevcuttu. Istatistiksel olarak anlamlı fark (sırasıyla p = 0.48 ve 0.13) perforasyon oranı ve cerrahi işlem (laparoskopik veya açık apendektomi) türü açısından gruplar arasında bulunmuştur.

TARTIŞMA ve SONUÇ: Laparoskopik veya açık olarak uygulanan cerrahi tekniğin cerrahi sonuçlar üzerine etkisi olmadığı görülmüştür.
INTRODUCTION: Acute appendicitis is the most common disease that requires emergency surgical intervention. Laparoscopic appendectomy, as well as open appendectomy, is frequently preferred for the treatment of acute appendicitis. The present study evaluated the effects of obesity on postoperative outcomes in the patients with acute appendicitis.
METHODS: A total of 263 patients with acute appendicitis were included in the study. The cases were divided into two groups according to the BMI (Body Mass İndex) values. Group I consisted of the cases with a BMI lower than 30 kg/m2 and Group II consisted of those with a BMI higher than 30 kg/m2. The type of surgical procedure was decided based on the experience and preference of the surgeon. All patients were called for control visit both 7 days and 15 days later and were examined by the same surgeon. The groups were compared in terms of gender, age and type of surgical procedure, as well as the postoperative complications such as perforation rate, intra-abdominal abscess, wound infection, surgical bleeding, surgery duration, and mean hospital stay.
RESULTS: The mean age of all patients was 33.8 years. Of the patients, 73.8%(n: 194) were in Group I and 26.2%(n: 69) were in Group II. Perforation was present in 56 (22%) patients in Group I and in 19 (7%) patients in Group II (p= 0.48) (Table). No statistically significant difference was found between the groups in terms of perforation rate and type of surgical procedure (laparoscopic or open appendectomy) (p= 0.48 and 0.13 respectively).


DISCUSSION AND CONCLUSION: Surgical techniques had no effect on surgery outcomes since the numbers of patients that underwent laparoscopic and open surgeries are equal.

5.
Çocuk Acil Servisinde televizyon düşmesi ile ilişkili yaralanmalar: Kafa ve yüz yaralanmalarının yüksek oranı
Television tip over related injuries in Pediatric Emergency Department: High rate of head and face trauma
Sinan Oğuz, Deniz Tekin, Funda Kurt, Veli Korkmaz, Emine Suskan
doi: 10.5505/abantmedj.2019.16768  Sayfalar 9 - 12
GİRİŞ ve AMAÇ: Son yıllarda çocuklarda televizyon düşmesi ilişkili yaralamalarda önemli bir artış olmuştur. Ülkemizden konu ile ilgili sınırlı sayıda çalışma vardır. Bu çalışmada üzerine televizyon düşmesi sonrası Çocuk Acil Servisine başvuran olguların klinik özellikleri sunularak, baş ve yüz yaralanmalarının sıklığına dikkat çekmek amaçlanmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Haziran 2012- Aralık 2014 tarihleri arasında, Çocuk Acil Servisine üzerine televizyon düşmesi sonrası başvuran olgular bilgi işletim sistemi kullanılarak geriye dönük değerlendirilmiştir. Olguların demografik özellikleri, yaralanma bölgesi, bilgisayarlı tomografi görüntüleme sonuçları, tedavi şekilleri, izlem yerleri ve prognozları incelenmiştir.
BULGULAR: Çalışmaya dâhil edilen 22 olgunun yaş ortalamaları 4,16 yıl (11ay-12yıl) olarak bulunmuştur. On yedi (%77,3) olgunun beş yaş ve altında olduğu görülmüştür. Kız ve erkekler eşit oranda bulunmuştur. Yirmi bir olgunun izlem ve tedavisi çocuk acil gözlem odasında tamamlanmıştır. Hiçbir olguya cerrahi girişim yapılmamış, ölen olgu olmamıştır. On yedi (%77,3) olguda baş, boyun ve yüz bölgesinde yaralanmaya ait bulgular saptanmıştır.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Televizyon düşmesi ile ilişkili yaralanmalarda baş ve boyun bölgelerinin daha sık etkilendiği görülmüştür. Aileler bu yaralanmalar konusunda bilgilendirilmeli ve ev kazalarını önleme programları düzenlenmelidir. Çocuklar iyi monte edilmemiş televizyonlardan uzak tutulmalıdır.
INTRODUCTION: Television tip over related injuries in children have increased in recent years. There are limited numbers of studies on the subject from our country. In this study we presented clinical characteristics of patients who admitted to the our Pediatric Emergency Department after television tip over related injuries and we want to emphasize the high incidence of head and face injuries in this type of trauma.
METHODS: This retrospective study performed on patients admitted to Pediatric Emergency Department from June 2012 to December 2014, with television tip over related injuries. Demographic features, injury region, computed tomography results, treatment options, follow up locations and prognoses of cases have been evaluated.
RESULTS: Twenty two patients were included in the study and mean age was 4.16 years (11 months-12 years). Seventeen (77.3%) cases were under five years. Boys and girls were equal. Twenty-one of patients’ follow-up and treatment have been completed in the emergency observation room. No patient underwent to surgery and no patient died. Head, neck and facial injuries were detected in seventeen (77.3%) cases.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Head and neck areas were most commonly affected region of body parts with television tip over related trauma. Families should be informed about these injuries and home accidents prevention programs should be organized. Children should be kept away from television not well assembled.

6.
Bir tıp fakültesindeki altıncı sınıf öğrencilerinin beslenme davranışlarının değerlendirilmesi
Evalution of feeding behavior of sixth grade students in a medical faculty
Özgün Pehlivan, Seval ALKOY
doi: 10.5505/abantmedj.2019.23855  Sayfalar 13 - 18
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu araştırmanın amacı, hem beslenme davranışları açısından risk grubunda yer alan hem de gelecekte toplumun sağlıklı beslenmesi konusunda rehber olması beklenen tıp fakültesi altıncı sınıf öğrencilerinin beslenme davranışlarının değerlendirilmesidir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Tanımlayıcı tipteki bu araştırmanın evrenini, bir tıp fakültesinde 2017 yılı Ağustos ayında öğrenim görmekte olan 114 altıncı sınıf öğrencisi oluşturmaktadır. Örneklem seçilmemiş, evrenin tamamına ulaşılması hedeflenmiş ancak araştırma 106 (%93,0) öğrenciyle gerçekleştirilebilmiştir. Veriler, araştırmacılar tarafından literatüre dayandırılarak hazırlanan bir soru formu aracılığıyla, altı tıp öğrencisi tarafından gözlem altında anket yöntemiyle toplanmıştır. Araştırma için ilgili tıp fakültesinin dekanlığından yazılı izin, öğrencilerden ise sözlü onam alınmıştır.
BULGULAR: Araştırmaya katılan öğrencilerin %50,9’u kadın, yaşları ortalaması 23,8±1,1 yıldır. Yüzde 14,1’i fazla kilolu, %4,7’si obezdir. Öğrencilerin %75,5’i öğün atlamaktadır. En çok atlanan öğün kahvaltı (%73,8), en çok öğün atlama nedeni zaman bulamama (%51,3) ve en çok önem verilen öğün akşam yemeğidir (%50,0). Kahvaltıda en çok tüketilen besin peynirken (%77,4), diğer sık tüketilen besinler sırasıyla çay/kahve (%72,6), ekmek (%54,7), yumurta (%54,7) ve simit/poğaçadır (%53,8). Her gün sebze ve meyve tüketme sıklığı %17,0’dır. Yüzde 27,4’ü sofrada yemeklere sıklıkla tuz eklemekte, %21,7’si sigara kullanmaktadır. Sadece %39,6’sı sağlıklı beslendiğini düşünmektedir. Öğrencilerin %45,3’ü sağlıklı beslenme konusundaki bilgilerinin toplumu yönlendirmek için yetersiz olduğuna inanmaktadır.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Öğrencilerin birçoğu başta kahvaltı olmak üzere öğün atlama, sebze ve meyve tüketmeme, sofrada yemeklere tuz ekleme gibi sağlıksız beslenme davranışları göstermektedir. Önemli bir kısmı sağlıklı beslenmediğini düşünmekte ve sağlıklı beslenme konusundaki bilgilerinin yetersiz olduğuna inanmaktadır. Hekimlerin toplumun sağlıklı beslenmesi konusundaki rol ve sorumlulukları olduğu düşünüldüğünde, tıp eğitimi içerisinde bu konunun daha çok vurgulanması gerekmektedir.
INTRODUCTION: The aim of this study is to evaluate the feeding behavior of the sixth grade students of the medical faculty who are both in the risk group in terms of feeding behavior and who are expected to guide the healthy nutrition of the society in the future.
METHODS: The population of this descriptive study consisted of 114 sixth grade students studying in a medical school in August 2017. The sample was not selected, the whole of the universe was targeted but the research was carried out with 106 (93.0%) students. The data were collected by six medical students using a questionnaire prepared on the basis of the literature by the researchers. Written permission was obtained from the dean's office of the related medical school and verbal consent was obtained from the students.
RESULTS: 50.9% of the students participated in the study were women and their average age was 23.8 ± 1.1 years. 14.1% is overweight and 4.7% is obese. 75.5% of students skip meals. The most skipped meals were breakfast (73.8%), the reason for skipping the most meals inability to find time (51.3%) and the most important (50.0%) dinner meal. The most consumed food was cheese (77.4%) and other frequently consumed foods were tea / coffee (72.6%), bread (54.7%), eggs (54.7%) and bagels (53.7%) at breakfast. The frequency of consuming vegetables and fruits is 17.0% per day. 27.4% of students often add salt to meals at the table, 21.7% smoke. Only 39.6% of them think that they are healthy nutrition. 45.3% of the students believe that their knowledge on healthy nutrition is insufficient to guide the society.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Many of the students show unhealthy feeding behavior such as skipping meals (more breakfast), not eating vegetables and fruits, adding salt to meals. A significant number of people think that they do not eat well and that they have insufficient knowledge about healthy nutrition. Considering that physicians have a role and responsibilities in the healthy nutrition of the society, this issue should be emphasized in medical education.

OLGU SUNUMU
7.
Spinal muskuler atrofide skolyoz cerrahisi öncesi ve sonrası üst ekstremite performansı ve kavrama kuvvetinin değerlendirilmesi: olgu çalışması
Evaluation of upper extremity performance and grip force before and after scoliosis surgery in spinal muscular atrophy: case study
Seda Ayaz Taş, Tamer Çankaya
doi: 10.5505/abantmedj.2019.02170  Sayfalar 19 - 22
Spinal muskuler atrofi (SMA), medulla spinalis ön boynuz hücrelerinin dejenerasyonu sonucu atrofi ve kas zayıflığı ile karakterize genetik bir hastalıktır. Spinal muskuler atrofili bireylerde pelvik obliklik ve instabil oturmayla birlikte zamanla progresif skolyoz gelişir. Skolyoz, solunum kapasitesini, oturma dengesini ve üst ekstremite fonksiyonelliğini olumsuz etkiler. Yazımızda spinal muskuler atrofi tanılı 9 yaşında, 90˚ lumbal skolyoz nedeniyle skolyoz cerrahisi geçirmiş olan erkek olgunun, cerrahi öncesi ve sonrası üst ekstremite performansı, kas kuvveti ve kavrama kuvveti sunulmuştur. Cerrahi sonrası kaba kavrama kuvveti her iki elde azalırken, 3 nokta kavrama kuvveti arttı. Ayrıca lateral kavrama kuvvetinde sol elde nisbeten bir artış gözlenirken, sağ elde azalma saptandı. Kol elevasyon skoru solda azalırken, sağda değişmedi. T-shirt giyme süresi ise postoperatif 1. ayda azalırken postoperatif 3. ayda nisbeten arttığı, postoperatif 6.ayda ise T-shirt giyemediği gözlendi. Bunun yanısıra biceps, triceps, el bileği fleksör ve ekstansör, deltoid kaslarının kuvvetinde azalmalar belirlendi.
Spinal muscular atrophy (SMA) is a genetic disorder characterized by atrophy and muscle weakness results from the degeneration of the medulla spinalis anterior horn cells. In individuals with spinal muscular atrophy, progressive scoliosis develops over time with pelvic oblique and instabilized sitting. Scoliosis has a negative effect on respiratuary capasity, sitting balance and upper extremity function. In this study, a 9-year-old man with spinal muscular atrophy and a 90 ° lumbar scoliosis who had undergone scoliosis surgery, preoperative and postoperative upper extremity performance, muscle strength and grip strength is presented. Gross grip strength after surgery decreased with both hands, 3 point grip strength increased. In addition, while the lateral gripping force was relatively high in the left hand, the right hand was detected. While the arm elevation score decreased to the left, it did not change on the right. The duration of wearing T-shirts was decreased in postoperative 1 month, relatively increased in postop 3 months and can’t wearing T-shirt in postoperative 6 month. Biceps, triceps, wrist flexors and extansors, deltoid muscles were found to decrease in strength.

8.
Diş Çekimi Sonrası Gelişen Orofasiyal Distoni: Organik mi? Psikojenik mi?
Oro-facial Dystonia Following Dental Extraction: Is It Organic or Psychogenic?
Kübra Çoban, Barış Çağlar, Fuat Büyüklü
doi: 10.5505/abantmedj.2019.26878  Sayfalar 23 - 26
Distoni, sürekli veya aralıklı kas kasılmalarının yol açtığı bükülme benzeri, tekrarlayan hareketler veya postürel anormallikler ile karakterize bir hareket hastalığıdır.
Burada 46 yaşında, dental bir prosedürü takiben meydana gelen, tek taraflı, şiddetli, süreklilik gösteren ve üst dudak deviyasyonuna neden olan kas kasılmalarından yakınan kadın hasta sunulmaktadır. Takipte hastanın distonik yakınmalarında değişkenlik saptanmış, en etkin tedavinin uygulanabilmesi amacıyla hasta, Botoks tedavisine ek olarak psikiyatrik tedavi için de yönlendirilmiştir.
Vakamız, hem organik hem de psikojenik faktörler içermesi nedeniyle, farklılık göstermektedir. Bu vakalar nadiren Otorinolaringologlar tarafından takip edilmektedir. Bu nedenle karşılaşılabilecek zorluklar ve güncel terapötik uygulamalar konusunda farkındalık gerekmektedir.
Dystonia is a movement disorder characterized by sustained or intermittent muscle contractions, causing twisting, repetetive movements or postural abnormalities.
We present a 46 years old female with a serious persistent complaint of unilateral continous tonic muscle contractions causing upper lip deviation, appearded after a dental procedure. During the follow-up, patient had variable dystonic symptoms and in addition to Botox therapy, psychiatric treatment was included for the best treatment outcomes.
This case is unique, since both organic and psychogenic factors are involved.These cases are rarely followed by Otorhinolaryngologists, hence awareness of challenges and current therapeutic modalities are necessary.

9.
İntrakranial Rüptüre Dermoid Kist
Intracranial Ruptured Dermoid Cyst
Ayse Karatas, Ertan Sevin, Hamit Feran, Fazıl Gelal
doi: 10.5505/abantmedj.2019.74429  Sayfalar 27 - 30
İntrakraniyal dermoid kistler, tipik radyolojik görüntüleme özelliklerine sahip nadir lezyonlardır. Genellikle asemptomatik ve tesadüfen ortaya çıkarlar. Rüptür veya kitle etkisi nedeniyle semptomatik olabilirler. Dermoid kistik tümör rüptürü genellikle kendiliğinden ortaya çıkar. Bu olgu sunumunda sol temporal rüptüre dermoid kistin kraniyal BT ve MRG bulgularını sunmayı amaçladık.
Intracranial dermoid cysts are uncommon lesions with typical radiological imaging features. They often asymptomatic and incidentally present. They can be symptomatic due to rupture or mass effect. Dermoid cystic tumor rupture usually occurs spontaneously. In this case report, we aimed to present the cranial CT and MRI findings of the left temporal ruptured dermoid cyst.

10.
Posterior Fossanın Spontan Subdural Hematomu
Spontaneous Subdural Hematoma of the Posterior Fossa
Cihan Bedel, Sefa Türkoğlu
doi: 10.5505/abantmedj.2019.26122  Sayfalar 31 - 33
Travma öyküsü olmayan erişkinlerde posterior fossanın akut veya subakut subdural hematomları çok nadirdir ve tüm intrakranial hematomların yaklaşık % 0.6-1'ini oluşturur. En sık ilişkili faktör koagülasyon anormalliğidir. Bilgisayarlı tomografi subdural hematomun detaylarını gösteren en iyi görüntüleme seçeneğidir. Bu çalışma, posterior fossada subdural hematom için acil hekimlerini bilinçlendirmeyi ve yanlış tanıyı önlemeyi amaçlamaktadır.
Acute or subacute subdural haematomas of the posterior fossa in adults without a history of trauma are very rare and constitute about 0.6 to 1% of all such intracranial hematomas. The most associated factor is coagulation abnormality. Computed tomography seems the best imaging choice to outline the details of subdural hematoma. This study aims to raise awareness for emergency physicians for the subdural hematoma in the posterior fossa and to avoid misdiagnosis.

11.
Laparoskopik Kolesistektomi Sonrası Gelişen Psödoanevrizmanın Perkütan Ultrason Kılavuzluğunda Trombin İnjeksiyonu İle Başarılı Tedavisi: Olgu Sunumu
Treatment Of Laparoscopic Cholecystectomy Induced Pseudoaneurysm With Percutaneous Ultrasonography Guided Thrombin Injection
Mustafa Kaplan, Mustafa Özdemir, Muharrem Tola, Volkan Gökbulut, Muhammet Yener Akpınar
doi: 10.5505/abantmedj.2019.94809  Sayfalar 34 - 36
62 yaşında bayan hasta laparoskopik kolesistektomi (LK) sonrası postoperatif 10. günde karın ağrısı gelişmesi üzerine kliniğimize başvurdu. Çekilen BT’de sol rektus kılıfı içerisinde öncelikle hematom lehine yorumlanan ancak vasküler yapı ile ilişkisi net değerlendirilemeyen 9x2 cm boyutunda lezyon izlendi. Dopler incelemede solda rektus kılıfı hematomu lokalizasyonunda inferior epigastrik arterden köken alan psödoanevrizma kesesi ile uyumlu görünüm izlendi. Bu alana US eşliğinde perkütan girilerek trombin enjeksiyonu yapıldı. Kontrol doplerinde kesede vasküler dolum izlenmedi. LK'nin psödoanevrizma ile ilişkili olabileceği ve radyolojik perkütan tedaviler ile başarılı bir şekilde tedavi edilebileceği akılda tutulmalıdır.
62 years old female patient admitted to our clinic with abdominal pain 10 days after laparoscopic cholecystectomy. In tomography screening 9*2 cm sized lesion that primarily interpreted left rectus sheath hematoma was detected but relationship with vascular structures can not be identified. At doppler screening pseudoaneurysm sac that originated from inferior epigastric artery was seen in left rectus sheath hematoma localisation. Ultrasound-guided percutaneous thrombin injection was performed to this area. At control doppler ultrasonography, vascular filling disappeared. The fact that LK may be associated with pseudoaneurysms must be kept in mind, considering relatively easy radiological management.

DERLEME
12.
Il-1 ailesi ve ilişkili hastalıklar
Il-1 family and its related diseases
Özgür Mehmet Yiş, Güler Buğdaycı
doi: 10.5505/abantmedj.2019.68094  Sayfalar 37 - 45
İnterlökin-1 aile (IL-1F) üyeleri akut ve kronik inflamasyon ile ilişkilidir ve immün cevapta esaslı bir rol oynar. IL-1 aile üyelerinin biyolojik özellikleri tipik olarak pro-inflamatuardır. IL-1 ailesi 11 üyeye sahiptir ve onların prekürsörlerinin uzunluğuna göre alt ailelere sınıflandırılabilinir. Bu çalışma IL-1 aile üyelerini tanıtır ve çeşitli hastalıklarda IL-1 ailesi sitokinlerinin işlevlerinin incelemesi amaçlanmıştır.
The interleukin-1 (IL-1) family of members is associated with acute and chronic inflammation, and plays an essential role in the immune response. The biological properties of IL1family members are typically pro-inflammatory.The IL1 family has 11family members and can be categorized into subfamilies according to the length of their precursor. This review introduces the IL-1 family members and examines functional roles of the IL-1 family cytokines in a variety of diseases.

LookUs & Online Makale